Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

‘Sinema’ Kategorisi için Arşiv

Karanlıktakiler (2009)

Birden popüler olan şeylere karşı insafsız bir önyargı geliştiriyorum. Çağan Irmak’ta da aynı şey oldu. Babam ve Oğlum’u görmeye gitmeyi ağırdan aldım ve film birden fenomene dönüştü. Her izleyen, filmin neresinde nasıl ağlamaya başladığını anlattı. Tüm izleyenlerde aynı etkiyi yaratan, yaşına, cinsine, toplumdaki yerine bakmadan istisnasız herkesin beğendiği film, bendeki bu popülarite önyargısını körükledi. Filmi [...]

Yazının Tamamını Oku »

Videodrome (1983)

“Televizyon ekranı akıl gözünün retinasıdır… Bu yüzden, televizyon gerçekliktir ve gerçeklik televizyondan daha azdır. …. Senin gerçekliğinin daha yarısı şimdiden bir video sanrısı olmuş. Dikkatli olmazsa, tamamen sanrı haline gelecek. O zaman, oldukça garip yeni bir dünyada yaşamayı öğrenmek zorunda kalacaksın.”
Brian O’Blivion’ın söylediği bu sözlere dikkat etmeden, filmi o dönemin standartlarına uygun bir korku/gerilim filmi [...]

Yazının Tamamını Oku »

Margot at the Wedding (2007)

Yazın rehaveti her sene olduğu gibi en çok sinemaları vurdu. Ülkemizin sayılı sinema yazarlarının bile “İzleyecek film yok, müzelere gidin” dediği günlerdeyiz. Her ne kadar önce Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, arkasından Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndeki “Güzelliği Arayış” sergisini senenin önemli güzelliklerinden müzekartınızla dolaşabilseniz ve hatta üzerine her dönem tekrar tekrar gezilebilecek Ayasofya’yı ziyaret edebilseniz [...]

Yazının Tamamını Oku »

Suspiria (1977)

Bu filmi çekilişinden 30 sene sonra izleyip, “İyi de ne var ki bunda? Neresi başyapıt!” demek çok kolay. Aradan geçen zaman boyunca öyle vahşi sahneler gördük ki, kurbanın kalbine defalarca bıçak saplanması, atmakta olan kalbi açıkça görüyor olmamıza rağmen, pek de ürkütmüyor bizi. Üstelik o kalbin yapaylığı, tüm efektler gibi – bugüne kıyasla – amatörce [...]

Yazının Tamamını Oku »

Targets (1968)

Targets’ın DVD’sini bir B filmi beklentisiyle satın aldım. 125.000 $’lık bütçesi ve ilginç yapım hikayesi de aslında bu filmi o kategoriye koyuyor. Ancak sonuçta ortaya eldeki malzemeye göre çok bir film çıkmış. Bunda Bogdanovich’in iki ayrı öyküyü Samuel Fuller’ın da yardımıyla çok iyi harmanlamasının etkisi var.
Film fabrikatörü Roger Corman, Karloff’un kendisine iki günlük çalışma borçlu [...]

Yazının Tamamını Oku »

Hiçbiryerde (2002)

Tayfun Pirselimoğlu bu filmi çektiği 2002 yılında “Kayıp Şahıslar Albümü” adında bir de roman yayınlamıştı. O zamanlar kayıplar, özellikle de gözaltında kayıplar gündemdeydi. Cumartesi anneleri vardı, kayıpların resimlerini taşıyan otobüsler vardı. Toplumsal belleğimiz, 2000 senesinde Galatasaray’ın hangi takıma kaç gol “çakarak” UEFA şampiyonu olduğunu unutmadı hiç, ama bu olayları çoktan unuttu.
Romanda birbirinden farklı sebeplerle ortadan [...]

Yazının Tamamını Oku »

Ara (2007)

Yumurta’daki Yusuf hiç değilse kendine karşı dürüsttü. Durumunun bilincindeydi, umutsuzdu ama bunu kendinden saklamak derdi yoktu. Ara’da kalmış olan Ender ise başta kendine riyakar. Çünkü Ender, “O sızı hiç geçmeyecek biliyor musun? Biz hiç doymayacağız.” diyecek kadar kendini biliyor. Ama bildiği bu gerçeği kabullenmiyor yıllarca, kendini kandırıyor, başka biri olmaya çalışıp duruyor. Filmdeki arada kalmışlık [...]

Yazının Tamamını Oku »

The Brood (1979)

Bu filmlerde garip bir çekicilik var. Çekirdek çitlemek gibi, izledikçe izliyorsun ama bir taraftan da her seferinde ne kadar anlamsız olduklarını bir kez daha anlıyorsun. Filmi yöneten Cronenberg olsa da bu durum değişmiyor.
The Brood’da (Türkçe DVD’nin isminde yine hayal gücü kullanımış: Hastanede Dehşet) konu fantastik ötesi. Psikoterapist Hal Raglan delileri tedavi etmede yeni bir yöntem [...]

Yazının Tamamını Oku »

Şark Vaatleri (2007)

Şiddetin Tarihçesi’nden sonra yine şiddetli bir film. O daha küçük bir çevrede geçiyordu. Şark Vaatleri’nde ise şiddet ortamı daha da genişliyor, Londra’daki Rus mafyasını ve ister istemez olayların ortasında kalan insanları anlatıyor.
Bir filmin açılışı çoğunlukla filmi ne kadar seveceğimin göstergesi oluyor. Bu sefer de açılış sahnesinin güzelliği ile filmi daha baştan, seyretmeden sevmeye başladım. Kamera [...]

Yazının Tamamını Oku »

Persepolis (2007)

Geçen gün bir ambulansın içinde, üç erkeğin arasında oturan türbanlı bir sağlık görevlisi gördüm. Ambulans İl Sağlık Müdürlüğü’ne ait, yani Sağlık Bakanlığı’na bağlı. Demek ki o kadın bir devlet memuru. Türban takmıyor olması gerek. Sonra şöyle düşündüm: Bu onun inancı, onun özgürlüğü, karışmamalıyız.
Ama ben bugün onun özgürlüğünü savunurken, gün gelip de şartlar değişirse, o da [...]

Yazının Tamamını Oku »

Önceki Yazılar»